Atatürk 1881-1914 Filmine Dair Birkaç Not
Aras Bulut İynemli’nin başrolünde olduğu Atatürk filmini 1 (yazıyla bir) saat kadar ancak seyrettim, devam etmemeye karar verdim. Filmin senaristi FETO Terör Örgütü propagandası “Selam” filminin de senaristi. Kendi kafasındaki Atatürk imgesinin sorunlu olduğunu düşünüyorum. Çoğu sahnede Atatürk’ün hesapsız kitapsız hareket ettiğini, bağırıp çağırdığını, dürtüsel davranışlarını engelleyemediğini görüyoruz. Senaryo “deha” imajını da sürdürmeye çalışırken burada saçmalayıp karakteri daha en baştan inşa etmeyi başaramıyor.
Karakter inşasının problemlerinden biri de Aras Bulut İynemli, kendisi bu rol için pek uygun değil diye düşünüyorum. Sürekli kaşları çatık, kabızlar gibi ıkınan bir ifadesi var. Atatürk’ün güldüğü/ ağladığı, sürekli çatık kaşlar ile etrafa direktifler yağdırmadığı hatırlanmalı.
Tarihi kurguların özünde kurgu olduğunu bilip ona göre hareket etmek herkes için en iyisi ancak zaman zaman tarihçiler için anakronizme kaçan yapımları seyretmek bir süre sonra işkenceye varıyor. Filmi 1. saati tamamladıktan sonra kapatmama yol açan sahne genç Mustafa Kemal’in “sürgün” olarak atandığı telgrafhanede duvardaki Enver Bey portresini masada bulunan öteberiyi fırlatarak yıktığı sahne. Bu sahneyi incelemek için tarihte biraz geriye gitmemiz gerekiyor. Filmde bu olayın yaşandığı tarih 2. Meşrutiyetin ilanından sonraya yani tahminlerime göre (sahnede kesin bir tarih yok) 1908’in sonları ile 1909’un başlarına denk geliyor.
Bilindiği gibi Atatürk’ün ilk görev yeri Şam’da bulunan V. Ordu’dur. Atatürk buraya sürgün olarak gitmiş burada bulunduğu süre boyunca da pek çok sıkıntı çekmiştir. Burada geçirdiği iki yılın ardından arkadaşlarının yardımıyla, 1907 yılında merkezi Manastır’da bulunun III. Ordu’ya atanmıştır. III. Ordu’daki bu görevine ek olarak kendisine Üsküp-Selanik demiryolu müfettişliği görevi de tevdi edilmiştir. Hatta Ş. Süreyya Aydemir’e göre bu görev Mustafa Kemal’e bir alayın teftişi sırasında gösterdiği başarı karşılığında verilmiştir (Ş. Süreyya Aydemir, Tek Adam I,1976, s.110). Bu sırada Selanik’te bulunan Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nin üyeleri de İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılmıştır.
Sahneye dönecek olursak; 2. Meşrutiyetin ilanının ardından yapılan bir kongrede Enver Bey İTC’nin İstanbul’a avcı taburları göndereceğini söyledikten sonra kalabalığın arasında bulunan Mustafa Kemal bu fikre itiraz eder. İtirazı asker ile müdahalenin anayasaya aykırı olduğu, partinin askerden arınması ve siyaseti yalnızca sivillerin yapması gerektiği yönündedir. Sanırım burada senarist Atatürk’ün vardığı yer ile başladığı yerin tamamen aynı olduğu yönünde sarsılmaz bir kanaate sahip. Yine bilindiği gibi Atatürk, 2. Meşrutiyetin müdafaası için Rumeli’den İstanbul’a sevkedilen birliklerin Kurmay Başkanı olarak görev almıştır. Yani filmin ele aldığı tarihlerde henüz, Mustafa Kemal Paşa ile Enver Paşa arasında gözle görülür bir çekişme bulunmamaktadır. Zaten uzun bir süre daha olmayacaktır. Nitekim ikili 1912 yılında Trablusgarp çöllerinde birlikte aynı emel için “vatan” için mücadele edecektir.
Filme tekrar dönecek olursak, kongrede gelen itiraz üzerine Enver Bey, Mustafa Kemal’e kafayı takar, makam odasında otururken Talat Bey’e durumdan dert yanar. Bu sırada Yakup Cemil olduğunu tahmin ettiğimiz bir kişi Mustafa Kemal’i öldürmek için yola koyulur ama bunu yapmaz. Neden yapmadığı filmde açık olarak gösterilmiyor. Bu konuda tarihi bir kaynak da yok.
Filmin kronolojiye de pek riayet etmemesi diğer problemler arasında. Çünkü filmde Mustafa Kemal’in sürgün olarak gittiği telgrafhaneye atanması 2. Meşrutiyetten sonraya denk geliyor, gerçekte ise bu göreve 1907 yılında atanıyor. Atanması ise Enver Bey’in verdiği bir sürgün emri üzerine yapılmış gösteriliyor. Tarih itibariyle Enver Bey’in böyle bir tayin-atama yapması pek mümkün değil. Henüz rütbesi bunun için yeterli olmamakla birlikte zaten 1909 başında Almanya’ya askeri ateşe olarak atanacak. Ne kronolojik olarak böyle bir şey mümkün ne de gerçeklerle ilgisi var. Tarih itibariyle henüz “Hürriyet Kahramanı” olmak haricinde hiçbir şeye sahip olmayan Enver Bey’in portresinin askeriye duvarında neden asılı olduğu ise senaristin ve tarih danışmanlarının açıklamasına muhtaç.
Sonuç olarak bu film, hamaset ile yoğurulmuş, Atatürk imgesini ve onun tarihsel mirasını anlamaktan pek uzak, yoğun kâr ve kolay tüketilebilirlik kaygısı ile yapılmış bir film. Atatürk imgesinin yüceliği çağdaşlarının kötülüğüne bağlı değildir. Atatürk imgesi çağından ve mekanından bağımsız, başardıkları ve gösterdiği yön ile kıymetlidir. Atatürk’ü övmek için, ağır bedeller ödeyerek İmparatorluğu ayakta tutmaya çalışanları kötülemek gerekmemektedir. Üstümüze düşen onların mirasını da kapsayıp, Cumhuriyet’in temellerinin nerelere ulaştığını ve ne mücadeleler ile şekillendiğini kavrayıp benimsemektir.
Sıklıkla konu Birinci Dünya Savaşı’na girişimize geldiğinde savaşa girişimizin, Enver Paşa ve diğer İttihatçı liderlerin başarısız süreç yönetiminden kaynaklandığı, Alman hayranı oldukları vb. gibi söylentiler gündeme gelmektedir. Eski literatür (Bayur, Kuran, Danişmend vb.) bu iddianın çeşitli nedenlerle çıkış sebebidir. Zaman zaman da güncel literatür bu tezleri tekrar etmektedir. Aşağıda bulunan ileri okuma önerileri kısmında farklı bir bakış açısından farklı tezler öne sürülmektedir. İlgilisine tavsiye olunur.
Alperen Kılınç
İleri Okuma Önerileri
Altay Cengizer - Adil Hafızanın Işığında Osmanlı’nın Son Savaşı
Sean McMeekin - Birinci Dünya Savaşı’nda Rusya’nın Rolü



Disney'in Türk pazarında girerken kitle toplaması için ortaya attığı bir film. Filmi uzun metraj bir reklam gibi düşünebiliriz. Reklam başarısız oldu çünkü filmin platformda yayınlanacağı sırada Disney'in sürekli yayın stratejisini değiştirdi. Platformda yayınlanacak mı yoksa önce sinemaya mı çıkacak ya da Ermeniler filmi hiç yayınlatmayacak mı derken filmin hype'ı söndü.
Filmden kronolojiye dikkat etmesini ya da kişiliklerin içini doldurmasını beklemek bile hata olur. Sonuçta her senaryo, senaristin zekasıyla sınırlı. Fettullahçılara propaganda çekecek kadar zeki birinden de fazla bir şey beklememek gerek.