NEDİR BU DÜYUN-I UMUMİYE?
Alperen Kılınç
Mecliste yaptığı bir konuşmada Şükrü Saraçoğlu, hükümet içinde hükümet, devlet içinde devlet, maliye içinde maliye, istemediklerini belirterek yakın zamanda Düyun-ı Umumiye’yi (metinde bundan sonra DU olarak anılacaktır) kaldıracaklarını söylüyordu. O konuşmasını yaparken birileri “Reji’yi de” diye bağırmaktaydı. İşte DU Cumhuriyetimizi kuran kadro arasında böyle anlaşılmaktaydı, “devlet içinde devlet, hükümet içinde hükümet”.
DU tarihsel olarak 1881 yılında kurulmuştur. Bu idarenin kökleri Osmanlı İmparatorluğu’nun 1854 yılında başladığı dış borç alma girişimlerine yaslanır. İmparatorluk 1854 yılından 1875 yılına kadar çeşitli sebeplerle borçlanmıştır. Alınan ilk borcun gerekçesi Kırım Savaşının getirdiği mali yükleri karşılayabilmektir. Bununla birlikte bir süre sonra İmparatorluk, artık borçları ödeyebilmek için borçlanmaya başlamıştır. Bir de piyasadaki melez para (kaime) toplatılmalıdır. Bunun için de borçlanılmıştır. Bu tabloda İmparatorluk aslında bir borç bağımlılığının içindedir.
1875 yılına gelindiğinde Mahmut Nedim Paşa, Moratoryum ilan eder. Moratoryum para piyasalarında şok etkisi yaratır, İmparatorluk mali anlamda büyük bir güven kaybına uğrar. Bu sürede yeni borçlar alınamaz. 1881 yılında ise Muharrem Kararnamesi ilan olunur. Daha önce Rüsum-ı Sitte adıyla Galata Bankerlerine tevdi edilen gelir kalemleri 1881 yılından itibaren DU’ye terk edilir.
Bu vergi kalemlerinin arasında tütün, tuz, ipek, balıkçılık, pul vb. şeyler bulunmaktadır. Antlaşma gereği DU bu gelir kalemlerinin toplanması ve işletilmesi gibi konularda serbestliğe sahiptir. Hükümet, tek başına karar alarak bu vergiler üzerine tasarrufta bulunamaz ve dış ticaret vergilerini artıramaz hale gelmiştir. Bununla birlikte DU ve onun ikizi Reji İdaresi kendi personelini çalıştırmaktadır. Bu personel sayısı zaman içerisinde Hükümet maliye personel sayısını aşmıştır.
DU kâğıt üstünde bir devlet kurumudur. Ancak gerçekte bu her zaman böyle olmamıştır. DU’nin çok uluslu temsilciler konseyi, zaman zaman yabancı yatırımcıların ve temsilcisi oldukları devletin çıkarlarını İmparatorluğun çıkarlarının önünde tutmuşlardır. DU’nin varlığı Avrupa borsalarına güven vermiştir. Yapılacak yatırımların kesinlikle boşa gitmeyeceği, verilen borçların mali egemenlik haklarına tecavüzle mutlaka geri alınabileceğine dair büyük bir güven.
John Hobson 1902’de yazdığı eserde şöyle der:
“Son zamanlarda yabancı bir ülkeye sermaye yatırma alışkanlığı öyle bir boyuta ulaşmıştır ki, Büyük Britanya’daki varlıklı ve siyasi olarak güçlü sınıflar, gelirlerinin büyük ve giderek daha büyük bir bölümünü Britanya İmparatorluğu dışında yatırılan sermayeden elde etmektedir. Zengin sınıflarımızın, üzerinde siyasi kontrolleri olmayan ülkelerdeki bu artan hisseleri, modern siyasette devrimci bir güçtür; bu, bu devletin vatandaşları olarak siyasi güçlerini, endüstriyel bir hisseye sahip oldukları bu devletlerin siyasi durumuna müdahale etmek için kullanma yönünde sürekli artan bir eğilim anlamına gelmektedir.” (Hobson, 2025, 304)
Gerçekten de 19. yüzyıl boyunca merkez devletler (İngiltere, Fransa ve biraz gecikmeli olarak Almanya) kapitalist-emperyalist rekabeti yabancı ülkelere borç verme alanına da taşımıştır. Bu yüzyılda Mısır, Fas, Çin, Rusya, Yunanistan, İran ve Latin Amerika ülkeleri çeşitli çıkar grupları tarafından borçlandırılmıştır. Bu borçlanmaların sonunda bazen silahlı işgal (Mısır ve Çin) bazen de mali gelirlerin kontrolü (Osmanlı İmparatorluğu) devletlerin karşısına çıkmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu henüz bu zamanda silahlı olarak işgal edilmemiştir. Ancak mali anlamda işgal edilmiştir. Vergi oranlarını kendi belirleyemeyen bir devlet, yabancı bir çıkar grubunun çıkarlarını korumak için var olan silahlı unsurlar (kolcular) ve üreteceği ürünün tohum seçimine, ekebileceği alana kendisi karar veremeyen bir üretici. 19. yüzyılda Osmanlı genelinde gördüğümüz yaygın bir manzaradır.
Örneğin tütün üreticilerin yaşadığı zorluklar Batı Anadolu bölgesinde halk türkülerinden eşkıyalık hareketlerinin genel çerçevesine de yansımıştır. Reji İdaresi tarafından eziyet gören bir köylünün eşkıyalığa başlaması oldukça sık tekrar eden bir olaydır. Reji İdaresi, tütün ekilecek alanın belirlenmesi, tohum kalitesinin belirlenmesi gibi konularda son sözü söylerken bir yandan da üreticiyi kendinden izinsiz tütün üretememeye zorlamıştır. Tütün üretmek isteyen kişiler Reji’den izin almalıdır. Arazi gerekli şartları karşılamalıdır. Ürün kotasına uygun hareket edilmelidir ve Reji’nin verdiği fiyatın üstüne ve altına satılmamalıdır.
Kendi toprağında istediği ürünü istediği şekilde üretemeyen üretici zaman zaman kaçakçılık yapmaya başlamıştır. İronik bir şekilde kendi ürününün kaçakçısı olmuştur. Bunun karşılığında ise Reji kolcuları ile aralarında çatışmalar çıkmış ve H. A. Şanda’nın (Şanda, t.y, 87) aktardığına göre yaklaşık yirmi bin kişi bu çatışmalarda hayatını kaybetmiştir. Bu sırada kaçakçılık ile mücadelede jandarmalar ve kolcular zaman zaman ortak hareket etmiştir. Kolcuların, jandarmalara da saldırdıkları olmuştur. Çünkü kimi gözlemcilere göre herkes tütün kaçakçılığı yapmaktayken en fazla kaçakçılık yapan kişiler jandarmalardır. Arşivlerde görüntülenen belgelerde kolcular ile girilen çatışmalarda hayatlarını kaybeden askerler hakkındaki bilgilere ulaşmak mümkündür. Buna karşın genellikle bu kolcular cezalandırılmamıştır.
Sonuç olarak DU, Osmanlı İmparatorluğu için mali anlamda bir işgal unsurudur. DU var olduğu zaman boyunca, yabancı girişimcilerin işlerine aracılık yapmış, konsey yabancı devletlerin çıkarlarını savunmuş, kolcular devletin resmi askerleri ile çatışmalara girerek birçok insanın hayatını kaybetmesine neden olmuş (literatürde zaman zaman sepoylara benzetilmişlerdir) ve üretim ilişkilerini şekillendirerek ekonomide belirleyici unsur olmuştur. DU’nin varlığının en olumsuz sonucu ise devletin bazı vergi gelirlerini toplayamaması dolayısıyla bunların hazineye aktarılamaması olmuştur. Bu durum yapılacak askeri yenilikler, kamu yatırımları ve reform çalışmaları için gerekli paranın toplanamamasına neden olduğu gibi İmparatorluğun borç bağımlılığını bir kısır döngü içine sokmuştur.
*Bu yazı konuyu en az bilen kimsenin bile anlayabileceği şekilde yazılmaya çalışılmıştır. Kesinlikle akademik bir yayın olarak görülmemelidir. Arşiv belgeleri ile ilgili veriler burada daha sonra tezimde yayınlanacağı için paylaşılmamıştır. Yazıda amacım DU için genel bir çerçeve oluşturabilmektir.
Yazar: Alperen Kılınç
Kaynakça
Hobson 2025 Emperyalizm, çev. Murtaza Özeren, Kutadgu Yayınları, 2025.
Şanda t.y Yarı Müstemleke Oluş Tarihi, Gözlem Yayınları, Tarihsiz.


