Stil Sahibi Olma Kılavuzu No.1: Efor Harcamadan Havalı Olmak Mümkün Mü?
santoku
Instagrama girin. Herhangi bir bilinen moda dergisinin gönderilerine göz gezdirin. Sükse yapmış bir ünlünün, Jeremy Allan White veya Harry Styles mesela, stilistleri tarafından özene bezene giydirildikleri bir kombinini paylaştıkları gönderilerde özellikle şu iki lanet sıfat tamlaması durmadan karşınıza çıkacaktır: Eforsuzca havalı ve zamansız stil. Bu iki virüsün kurbanları sadece moda yazarları değil. Genellikle erkeklere hitap eden moda inlfluencerları da, özellikle kahrolası “old money” arketipi yaygınlaştığından beri, bu iki kalıbı ağızlarında sakız gibi çiğneyip duruyor. Şu an bu satırları yazarken bile gözümde canlandırabiliyorum: Orta uzunlukta, lacivert keten gömlek, dar paça beyaz keten pantolon, kahverengi süet loafer giymiş altın Ray-Ban Aviator gözlüklü sıska bir erkek, kasım kasım kasılırken şu cümleler dökülüyor ağzından: “Beyler, işte böyle giyinirseniz siz de zamansız bir stile sahip olabilirsiniz.”
Başka bir örneği ise özellikle RW Twitter çemberinde havalar ısınmaya başladığında sivrisinek gibi biten ve aynı kopyala-yapıştır görsel ve mottolarla insanı bıkkınlığa sürükleyen “Nietzschean Vitalist Green Polo Loafer Nationalist” hesaplar. Bu banal etkileşim bağımlılarına, zeki ve akıllı gençlerin estetik zevkini baltalayan kömür tüccarları oldukları için apayrı bir kine sahibim. Bu tavsiyelerin stille hiçbir alakası yok. Bunlar otomobil reklamlarıyla eşdeğer ifadeler. Moda yazarları ve influencer’lar size anlaşmalı olduğu markaların kıyafetlerini ve bu yolla da bir hayat tarzı satmaya çalışıyor. Alt metin ise şu: “Bu adam gibi giyinirsen sen de bir arzu nesnesi olacaksın, hayatın artık daha yaşanabilir olacak. Mutlu olacaksın. Tıpkı o adam gibi.”
Modayla içli dışlı olan herkes, bir dönem bu iddianın cazibesine kapılmıştır. Herkes havalı olmak ister ve bunun için yalnızca ekranda görünen kıyafetleri alıp üstüne geçirmek gerekiyorsa, denememek için hiçbir sebep yoktur. Bir hevesle mağazaya gidilir, sezondan kıyafetler çekilir, tezgahtardan alınan gazla artık oradan yeni bir insan olarak çıkılır. Gerçekte, evdeki hesap çarşıya uymaz çünkü üstünüze geçirdiğiniz başkasına ait olan bir kostümdür, sizinle alakası yoktur. Sosyal medyada “old money olacağım derken Kamil Koç muavini olan lavuk” videolarını gördüğünüzde ise yaşayacağınız hüsran, kredi kartı borcunuzdan daha acı vericidir.
O zaman artık başlıkta sorduğum soruya cevabımı vereyim: Hayır, efor göstermeden havalı olmak mümkün değildir. Dahası, bunun peşinden koşmanın yarardan ziyade zararı vardır.
1- Stilist Faktörü
Neredeyse tanıdığınız bütün ünlüler, internet kişilikleri, modeller vs. stilist kullanır. Bu stilistin ise tek görevi müşterisini olabildiğince şık göstermektir. Müşterilerin ölçüleri alınarak önce fiziksel sınırlar çizilir. Sonrasında, müşterinin kim olduğu analiz edilir. Kişiliği, davranışları, oturuşu kalkışı, güçlü ve zayıf özellikleri adeta bir portre çalışması gibi incelenir ve orada kişinin profili çıkarılır. Sonrasında, profile uygun olacak bir gardırop hazırlanır, buradan parçalar kameraların karşısına geçilecek yer, zaman veya etkinliğe göre özenle seçilerek kombin oluşturulur. Yani, sizin ekranda gördüğünüz sihirli bir şekilde eforsuzca havalı yapan kombinin arkasında korkunç bir emek mevcuttur. Üstüne, bu kombin onu giyecek kişi için kişiselleştirilmiştir. O kıyafet size ait değildir, onu giymek taklittir, eğreti durur, yakışmaz. Çünkü o kombinasyondaki anahtar parça, kıyafetlerden öte onu giyen kişidir.
2- Kendini Yiyen Yılan
Eğer sizi baştan aşağı giydirecek bir stilistiniz yoksa ne yapmanız gerekir? Bir stilist size ne yapacaksa, onu kendi kendinize uygulamanız. Birçok kişi, bu koca adımı atlayıp bilinçsizce durmadan farklı kalıplara girip çıkarak bir yere varmaya çalışır. Bu sarmal, birinin kendine yapabileceği en kötü şeylerden biridir. Döngü, her aşamasında belli bir bedel gerektirir. O kıyafetin ne olduğunun tespiti, gidip denenmesi, alınması… Bu aşamaların hepsinde kişi zaman ve para gibi iki kıymetli varlığından harcamak zorunda kalır. Döngü her tekrarlandığında zarar birikir. Üstüne kişi sadece maddi değil manevi olarak da bir yorgunluk hisseder. İstenilen sonucun elde edilememesi hevessizliğe, özgüvensizliğe sebep olur. Elde ne kalmıştır? Suratına bakılmayacak bir ton kıyafet, kaybolan vakit ve para. En kötüsü ise bu kritikten yoksun kopyala yapıştır döngüsünün sonucunda kişinin estetik algısı aynı kalmıştır. Stilin temel taşı olan benlik harcanan bunca vakit ve paraya rağmen gelişme kaydetmemiştir. İşte bu, en büyük tehlikedir.
3- Kuralların Ötesinde Bir Zamansızlık
Ralph Lauren. “Zamansız stilin” peygamberi. Markası Polo Ralph Lauren, kurulduğu tarihten günümüze prep stilinin en önde gelen bayrak taşıyıcısı. YouTube, Twitter, Instagram bütün sosyal medyada onun zengin Amerikan mirasınına methiyeler dizen içeriklerle doludur. Sadece Ralph Lauren giymek, hatta onun tarzına yaklaşmak bile, havalı olmak için yeterlidir.
Pekala, bunları biliyoruz. Peki, o markanın arkasındaki adamı ne kadar iyi biliyoruz? İsmini tarihe kazımış Ralph Lauren’in şahsi stili nasıldı? İşte bu pek konuşulan bir konu değil.
Ralph Lauren, Americana’nın başrolü olmasıyla beraber aynı zamanda hayli deneysel bir şahsi stile sahiptir. Markasını üstüne inşa ettiği kuralları yıkmaktan asla çekinmez.
Kuralları yıkarak yaratılan stil, özel olmasıyla zamansızlık statüsünü kazanır, norma uyarak değil. Ralph Lauren tam olarak bunu yaparak havasına hava katıyor. “Bu kurallar bana sökmez” diyor. Şimdi bu kombini kopyalayarak havalı olunabilir mi diye sorsam büyük ihtimalle hayır dersiniz. Ama coolluğun, zamansızlığın özü de burada yatar: Şahsına münhasır bir stil. Pastanın üstündeki çilek. Şu an “tamam kardeşim anladık kopyala yapıştır olmuyor da kendi stilimizi nasıl oluşturacağız” diye söylendiğinizi duyabiliyorum. Cevabı bir sonraki yazıda.





