Kronolojik bir anlatı içeren, tarihe ışık tutan herhangi bir yazıyı okuduğunuzda ne düşünüyorsunuz? İster müzikle, ister devletle, ister bilimsel disiplinlerle ilgili bir yazı olsun, bütün bu yazılarda bir sonuca ulaşma uğruna kümelenmiş insan ağları görüyorum. Aslında matematiksel olarak kaynaklarda ayrımın altı derecesi olarak modellenmiş bir kavram var. Bu hipoteze göre, dünyada seçtiğimiz herhangi iki insan arasında bağlantı kurmak için en fazla beş insanın yeterli olacağını söyler. Aynı sonuca ulaşmak için yola çıkılan herhangi bir süreçte, belli insan ağlarının oluşması doğal olarak gerçekleşmektedir. Peki sonuca ulaşmak için ilerletilen herhangi bir süreç gittikçe ortalamada daha az meşakkatli, daha doğrudan, daha az zaman gerektiren hale geldiğinde ne olur?
Biz insanlar olarak yaşamlarımızı daha kolay hale getirecek yolları seçiyoruz, karar verme mekanizmalarımızı belli bir sonuca ulaşmak istediğimizde olası seçenekler havuzu içinde daha rahat süreçleri tercih etmek için kullanıyoruz. Örneğin, bugün uçağa binip başka bir ülkeye saatler içinde varabiliyorken dere tepe düz giden bir seyyah olarak serüvene çıkmaya gerek yok. Böyle bir şey yapmaya kalkıyorsanız muhtemelen bunu belli bir tutkuya bağlı olduğunuz için yapıyorsunuzdur, sonuca seçenekler arasındaki en hızlı yolla ulaşmak için değil. Eğer ışınlanma icat edilseydi ve uçağın iki katı kadar fiyat ödemeniz gerekseydi mevcut ekonomik durumunuza göre bir karar vererek ikisinden birisini seçerdiniz.
Bizler sonuca ulaşma yolunda alt süreçler yaratırız. Çözmemiz gereken problemi alt aşamalara ayırır, her basamak taşını aştığımızda sonuca daha da yaklaşırız. Aslında koyduğumuz basamak taşına ulaşmaya çalışmak bir altsüreçtir ve bu altsürecin sonucu koyduğumuz basamak taşıdır. Bu noktada yarattığımız ağlar ilginç bir şeye yol açar: ağlar süreci dallandırır. Burada yaratılan ağlar içindeki bireyler yeni amaçlar uğrunda yeni süreçlere çıkarken, eski süreçte elde edilen ağdan yararlanabilir, bu yandan dallanan süreç, bambaşka bir sonuca ulaşacaktır. Kişi sonuca doğru giderken bu sırada yakın ya da uzak zamanda yeni hikayeler ortaya çıkacaktır.
Lakin sonuca ulaşmak için gereksinim duyulan süreç kısaldığında bunda verilen feragatler vardır: Süreçler daha az altsürece bölüneceğinden dolayı elde edebileceğimiz sonuçlar da azalacaktır. Elbette, kısıtlı insan ömrü içerisinde zaman harcamalarının azalması ve belli işleri paralel yürütebilme imkanından ötürü sonuçların sayısının azalmayacağı, aksine artacağı söylenebilir. Tabii, nicel olarak bunları saysak da benimse iddiam şudur: süreç-sonuç deneyimlerinin nitel çeşitliliğinde düşme yaşanmaktadır ve insan zihninin deneyimi işleyerek öğrendiği bilgiler zayıflamaktadır. Sürecin başka süreçlerden dallandığı şekilde gelişmesi ile birbirinden bağımsız hızla ortaya çıkıp kaybolan süreçler arasında bu açıdan bir fark var.
Bu bizi nitel miras olarak yavaşlamaya itiyor. Elimizde yeterince nitelikli sonuç olmadığında kişiler eski sonuçlara dönüyor ve bunların başarılarına odaklanıyor. Eski süreçlerin tekrarlanmasının özlemini duyuyorlar. Nostalji, geleceğe doğru giden sürece karşı elini güçlendiriyor. Eski ürünler ilk kez ortaya çıktıkları zamanda heyecan yarattılar çünkü o süreç ve altsüreçleri doğal bir şekilde geliştikleri için var oldular. Nitel olarak gücünü kaybeden süreçler nedeniyle yeniden özlem duyulan eski sonuçlara dönmeye çalışırken, kişiler eski süreçleri taklit etmek yerine yeni teknolojilerden yararlanıp sonuca hızlı ulaştılar, bu da altsüreçlerin çıkışına yeniden engel oldu ve aynı noktada sıkıştık. Tıpkı Paul Skallas’ın dediği gibi: bu aslında takılı kalmış kültür ve bunun yaşanmasının nedenlerinden birisi de hızlı elde edilen sonuçlardan ötürü süreçlerin nitel gücünü kaybetmesi ile yakından ilişkili. En son zaman bir sonraki Ghostbusters ve benzeri bir şeyin uyarlamasını beklemek yerine sıfırdan bir heyecan yaratacak, kendi alt kültürünü yaratabilecek güçte bir sinema yapımı izledik? Bazen merak ederim, yeni nesil dönüp bugünlere baktığında miras kalan ne bulabilecek? Burada eskiye yönelik bir nostalji yapmak istemiyorum. Bu soruları da bu yüzden soruyorum. İlla bir nostalji yapmaya sürükleneceksek, bu anca yeni verimli süreçler ve sonuçlar doğurabilme niteliğini geri almak üzerine olurdu.
Bilgisayarların fişini çekmemize, uçaklardan inip develere binmemize gerek yok. Bu sorunu aşabilmek yaklaşımımızda değişiklik gerektiriyor. Bir zamanlar mecburiyetten doğan, şimdi ise uygulanmak zorunda olmayan ama sonraki süreçler ve yaratabileceği paralel altsüreçler için verimli olabilecek sonuçları ellerimizle yaratabilecek bir yaklaşıma geçmeliyiz. Süreçlerin nitel anlamda daha az çeşitte sonuç vermesine yol açan etkenlerin dışsallığına rağmen, bunu düzeltecek canlılık halen içimizde yatmaktadır. Disiplini bir zorluğa kendi rızamızla izin vermemizin daha değerli süreçler, daha anlamlı sonuçlar yaratacağını görüyorum. Nihayet şöyle özetleyerek konuyu kapatıyorum: Özellikle daha kısa sürece imkan varken, buna alışmışken uzun süreci seçmenin şahsi olarak bizi daha güçlü yapması, kitlesel olarak tüm insanları güçlendirir ve bu da insanlar arasındaki ağlara yansıyarak süreçleri nitel olarak güçlü sonuçlara ve daha çeşitli altsüreçlere dallanmaya iter.
Yazar: Hakkı Buloyd


