Çocuk, Eğitim ve Statü
Önceki yazımda, doğurganlıktaki düşüşün arkasında kültürel olarak aktarılan bir değişimin, yani eğitimin olduğunu öne sürmüştüm. Doğurganlıktaki düşüş, mevcut bağlam içindeki bir fiyat etkisinden ibaret değildir. Çocuklar kesinlikle her zamankinden daha maliyetlidir ama bu dönüşüm daha ziyade ebeveynler ile çocuklar arasındaki ilişkiyi başkalaştıran kültürel bir kırılmadır.
En çok tartışma yaratan iddiam, çocukların eskiden tıpkı köleler ve çiftlik hayvanları gibi değerli olduğuydu. Bu iddiayı çürüten kanıtlardan biri, bazı avcı-toplayıcı ve tarım toplumlarındaki çocukların, maddi üretim açısından ailelerine net bir pozitif ekonomik değer katmadığı yönündedir. Ted Bergstrom, “Economics in the Family Way” adlı çalışmasında avcı-toplayıcılar ve köylü çiftçiler üzerine yapılan birkaç araştırmadan örnekler aktarır: Peru ve Paraguay’daki avcı-toplayıcı çocuklar 18 yaşına gelene kadar avladıklarından daha fazla gıda tüketiyordu; aynı durum günümüz Hindistan ve Mısır’ındaki köylü tarım toplumları için de geçerliydi. Çocuklara yapılan “yatırımın” ebeveynlerin emekliliğini güvence altına almasıyla ölçülen geri dönüş oranı yalnızca %1 düzeyindeydi. Maddi tüketim ve üretim kıstas alındığında, bazı toplumlarda çocukların ne kadar kötü bir yatırım olduğu ortaya çıkıyor.
Ne var ki tüm araştırmalar aynı sonuca varmıyor. Metodoloji, sonuçları güçlü bir şekilde etkiler ve topluluklar da çocukların ne ölçüde işe yaradığı, kendi kendine yetebildiği bakımından büyük çeşitlilik gösterir. İncelenen pek çok toplulukta çocuklar, ekonomiye kayda değer ve hatta net pozitif katkılar sağlar. Üstelik yukarıya, yani ebeveynlere doğru gerçekleşen bu servet akışı sadece maddi düzeyde bile açıkça ölçülebilir durumdadır.
Karen Kramer, “Children’s Help and the Pace of Reproduction: Cooperative Breeding in Humans” adlı eserinde çocukların “yardım edip etmediğini” araştıran çok sayıda çalışmayı özetler. Kramer’ın aktardığına göre, geçimini tarımdan sağlayan Maya toplumunda erkek çocuklar yedi, kız çocuklar altı yaşına geldiklerinde kendi tüketimlerinin yarısından fazlasını üretmiştir; erkekler on altı, kızlar on beş yaşına ulaştıklarında ise tükettiklerine denk bir üretime ulaşmıştır. Çocuklar yetişkinlere kıyasla çok üretken olmasalar da ucuzdur: Yetişkinlere kıyasla emeklerinin fırsat maliyeti çok düşüktür ve düşük üretkenliğe sahip olsalar bile uzun saatler çalışmaları beklenir.
Kramer, tarım toplumlarındaki çocukların avcı-toplayıcı çocuklara göre gün içinde daha uzun süre çalıştığını, en yoğun çalışanların ise hayvancılıkla geçinen toplulukların çocukları olduğunu belirtir. Avcı-toplayıcı çocuklar sıklıkla çok genç yaşta kendi kendilerine yetebilir hale gelirler. Tarım toplumlarındaki çocuklar ise bu kadar erken kendi ayakları üzerinde duramazlar ve bu yüzden ebeveynlerinden daha fazlasını talep ederler ama ebeveynleri de karşılığında onlardan daha fazlasını ister.
Ancak çocukların tüketimlerine kıyasla maddi üretim düzeyleri ve net servet üzerindeki etkileri doğurganlığın temel itici gücü değildir. Çocuklar başka açılardan da değerliydi ve kitlesel eğitim, yalnızca onların ekonomik katkısını değil, bütün bunları sekteye uğratmıştır. Temel benzetmemize geri dönersek, köleler sadece tükettiklerinden fazlasını üretme becerileri yüzünden değerli değildir: Çocuk bakımına yardım edebilir, yoldaşlık sunabilir ve (akranların gözünde) birer statü nesnesi işlevi görebilirler. Kölelerin sunduğu yoldaşlık türü burada önem arz eder: Onlar düşük statülü varlıklardır ve itaatkâr davranışlarıyla sahibine güçlü ve yüksek statülü olduğunu sürekli hatırlatırlar. Bu tür bir kölenin sadece varlığı bile, tıpkı eğlence tüketimi gibi, sahibi açısından bir tür tüketimi temsil eder.
Çıraklık ve çocukların hizmetçi olarak çalıştırılması, karmaşık toplumlarda bile birçok çocuğun genç yaşta pozitif ekonomik değer ürettiğine işaret eder. Yine de sundukları değerin büyük kısmı toplumsaldır: Ebeveynlerin (veya diğer yetişkinlerin) hem kendilerini gerekli hem de görece yüksek statülü hissetmelerini sağlar. Sert muamele ve sıklıkla şiddetle aşılanan bu boyun eğici tutum, muhtemelen ebeveynlerin onların yanında bulunmaktan daha çok hoşnut olmasını sağlamıştır. Etrafta düşük statülü astların bulunması, bir ünlünün “maiyeti”nde veya evcil hayvan sahipliğinde de kendini gösteren yaygın bir insan arzusudur. Bu insani özellik, karmaşık hiyerarşilerin oluşumuyla bile ilgili olabilir. Bir bakıma çocuklar eskiden toplumsal bir hizmet sunuyordu. Eğitim ise onların bu davranışları sergileme becerisini ya da isteğini büyük ölçüde ellerinden almıştır.
Peki, çocuklar neye yardım eder? Onlar öncelikle kalabalık bir aileye sahip olmanın getirdiği iş yükünü hafifletmekte faydalıdır. Kramer, Mayalar arasında şunları aktarır:
“Çocuklar hiçbir şey üretmeseydi, Maya ebeveynleri, aile yaşam döngüsünün 20. ve 33. yılları arasında çocuklarının tüketimini karşılamak için şimdikinden 2,5 kat daha fazla çalışmak zorunda kalacaktı. Çocukların ekonomik katkıları olmasaydı, otuzlu ve kırklı yaşlarındaki ebeveynler iş yüklerini %150 oranında artırmak zorunda kalacak, her bir ebeveyn günde 16,5 saatten fazla (fiili zaman olarak) çalışacaktı.”
Çocukların emeği, ebeveynlerin kalabalık aileler kurabilmesini mümkün kılar. Bu durum, tarım ve hayvancılıkla geçinen toplumlarda avcı-toplayıcılara kıyasla daha da geçerli olabilir. Bir Pasifik Adası tarım toplumu olan Ifaluklar arasında Paul Turke, bir kız çocuğa (veya daha iyisi peş peşe iki kız çocuğa) sahip olmanın, ilk çocuğu erkek olan kadınlara kıyasla tamamlanmış doğurganlığı1 artırdığını bulmuştur. Kung avcı-toplayıcılarında ise durum böyle değildi. Mevcut işin niteliği ve cinsiyete dayalı işbölümü bu farkı açıklar. Kramer, mevcut çalışmalarda bebeklerin gördüğü bakımın yüzde 10 ila 33’ünün kız kardeşler tarafından sağlandığını ortaya koymaktadır. Ancak hiçbir vakada babaların sağladığı bakım, bir bebeğin zamanında kız kardeşlerin sağladığı bakımdan daha yüksek bir paya sahip olmamıştır.
Fakat çocukların eskiden katkı sağladığı bir başka yol daha vardı. Bir ebeveyne özgür yetişkin statüsünü onlar kazandırırdı. Çünkü evlilik ve çocuk sahibi olmak, özgür yetişkinliğe giden yegâne yoldu.
John Boswell, “The Kindness of Strangers: The Abandonment of Children in Western Europe” adlı eserinde Yunanca, Latince, Arapça, Süryanice ve birçok Orta Çağ dilinde “çocuk”, “oğlan” veya “kız” terimlerinin sıklıkla “köle” ya da “hizmetçi” anlamında kullanıldığına dikkat çeker. Boswell bize, sadece birkaç yüz yıl önce nüfusun yalnızca küçük bir kısmının evlenip çocuk büyüttüğünü hatırlatır. Geri kalanı ise genellikle hizmetçi olarak başkasının buyruğu altında kalırdı.
Benzer şekilde, Nakaya dilinde “çocuk”, henüz çocuğu olmamış kişidir. İnsan, kendi çocukları olana dek yetişkin statüsüne erişemez. Çocuk sahibi olmak eskiden yetişkin statüsüne ulaşmanın tek yoluydu. Eğitim ise statüyü ölçmenin yeni bir aracını sunarak ve ebeveyn ile çocuk arasındaki statü ilişkisini dönüştürerek tüm bunları değiştirmiştir.
Özetle, çocuklar eskiden şöyleydi:
Kalabalık bir aileyi yetiştirme işinde özellikle çalışkan ve yardımcıydılar.
Erken yaşta kendine yeter hale gelirlerdi.
Yetişkinlere boyun eğerlerdi.
Yetişkin statüsüne ulaşmanın yegâne yoluydular.
Eğitim, bilhassa demokratik değerleri teşvik eden Batı tarzı eğitim, çocukların emeğini ve ebeveynlerin bu emekten beklentilerini sekteye uğratır. Çocukları ebeveynlerine daha bağımlı hale getirip onlara karşı itaatkârca boyun eğme olasılıklarını azaltır. Dahası eğitim, çocuk sahibi olmanın dışında yetişkin statüsüne ulaşmanın başka bir yolunu sunar. Bu koşullar altında, çocuğa olan talep de görünüşe göre düşüktür.
Kaynak: The View From Hell Blog
Çevirmen: Kenan (@seijurosblade)
Tamamlanmış doğurganlık (completed fertility): Bir kuşaktaki kadınların doğurganlık çağlarının sonunda (yaklaşık 49 yaşında) sahip oldukları ortalama çocuk sayısı. Belirli bir andaki doğurganlığı tahmin eden toplam doğurganlık hızından farklı olarak, bir kuşağın üreme yaşamı tamamlandıktan sonra geriye dönük olarak ölçülür. —Ç.N.





